23 Şubat 2010 Salı

Bu da bize kapak olsun 4: Cry For Justice!



Justice League of America: Cry For Justice serisinin 6. sayısında, etrafına boş cd'ler fırlatan bir eleman var. İki kutu DMS ile ben de süper kahraman olabilir miyim acaba?



Çizer: Mauro Cascioli

The Go Betweens - Five Words

17 Şubat 2010 Çarşamba

Dil Peltesi 2

Geçenlerde İlke'nin kafasına bir şey geldi! Hemen bizimle paylaştı.


James - Senorita


16 Şubat 2010 Salı

Hate Free Zone 11

Öyle bir moddayım ki, "Bitse de gitsek" kafasından çıkamıyorum bir türlü. Alkolden şımardım resmen ama başka türlü de uyuyamıyorum ki. Sürekli midemde bir yumrukla gezmekten de yoruldum. 
Yanlışı nerede yaptığımı bulamıyorum bir türlü. Ben mi bütün gerizekalıları buluyorum, bütün gerizekalılar mı beni buluyor? 
Belki de gerizekalının önde gideni, bizzat benimdir. Geri kalan herkes çok normaldir.

Gidip biraz Call of Duty oynayayım. 


Interpol - Take You On A Cruise

28 Ocak 2010 Perşembe

Hate Free Zone 10: Yoğuşmalı Kombo!

İnsanların, Apple ürünlerine, ülke gündeminden ya da herhangi bir şeyden daha fazla önem vermesine sinir oluyorum. Tüketimin bu kadar kölesi olmak, "aaa apple yeni ürün tanıtacakmış, hadi saatlerce onun açıklanmasını bekleyelim" diye kanırtmak falan bana göre şeyler değil sanırım.
İnsanlara "Herkes aynı şeyleri sevmek zorunda değil, zaten öyle olsa tek tip filmler izler, tek tip kitaplar okur, tek bir tür müzik dinlerdik" vaazını vermekten yoruldum.  Bu vaazı yemelerinin sebebi, sürekli, sevmediğim şeyler yüzünden beni yargılamaları. Köşeli bir insanım... Yerse...


Sokak hayvanlarına sürekli yardım etme olayına da karşıyım. Hayvanın doğal hayatta kalma içgüdüsüne insan eli değmesin. Hayatta kalmayı becerebilen, bir sonraki nesillere daha güçlü tohumlar bıraksın. Hayatta kalacak kadar güçlü, çevik ya da kurnaz değilse de ölmesinde bir sakınca yok. Ve kimse hayvanları benden daha fazla sevdiğini iddia da etmesin. O hayvan kartondan evlere, yapay mamalara alıştığı zaman, soğukta sığınacak yer bulma ve avlanma yetilerini yitirecek. Madem o kadar seviyorsun, önüne bir tas su koymak yerine evine alıp beslemeyi dene. Bu şeye benziyor,"Biz bir ülkeye girdik, oradaki yerli halkın ağzına sıçtık, şimdi de orası için yardım konserleri düzenliyoruz". Madem bu hayvanlara dünyayı dar ettik, bari bırakalım da o dar ettiğimiz dünyada hayatta kalmayı öğrensinler. Medeni dünyanın herşeyi yapay olduğu gibi, hayvan ve doğa sevgisi de yapay tabii ki.  
Evet, bu düşünceler bir çoğuna vahşice gelebilir. Ama doğa zaten vahşi bir şey. Ona müdahale etmek bizim haddimize düşmez. Hiçbir şeyi sevmek zorunda da değilim. Ben seni Primus sevmiyorsun diye yargılamıyorsam, sen de beni Depeche Mode sevmiyorum diye yargılayamazsın. Ben seni Conan filmlerini sevmiyorsun diye yargılamıyorsam, sen de beni Fatih Akın filmlerini sevmiyorum diye yargılayamazsın. Ben seni Punisher okumuyorsun diye yargılamıyorsam, sen de beni Sandman'den nefret ediyorum diye yargılayamazsın. Bu böyle daha çooook uzar gider.
Ki bu arada film festivali nefretime de laf eden insanlar oluyor. Ama benim için festival şöyle bir şey: "O kadar boktan bir film çektim ki, adı sanat filmi oldu". Ve bu film festivalde oynadığı zaman otomatikman enetellektüel bir filme dönüşüyor. Eminim Rambo IV filmi başka bir isimle festivalde oynasaydı, "Güney Asya'da yaşanan şiddet olaylarına göndermelerle dolu" yorumları yapılırdı. Bu yazdıklarımdan, "festivalde oynayan bütün filmler kötüdür" dediğimi zanneden dümdüz adamlar da çıkacaktır. Onları da şeytan alsın! 
Evet bu sefer kombo bir nefret kusma durumu oldu.

Ben bunları yazarken sırasıyla

Cinematic Orchestra - Night of the Iguana
ve
Simple Minds - Theme For Great Cities 
çaldı winamp. Nabza göre şerbet oldu direk.


26 Ocak 2010 Salı

29

It will be fine

if the blonde is mine

in twenty-nine.


interpol - obstacle 2



23 Ocak 2010 Cumartesi

Loop Kafası 05: Sofa Surfers - Sofa Surfers






Bu sefer loop kafasına direk albüm olarak daldım. Netekim bu albüm, hayatım boyunca kesintisiz olarak en çok dinlediğim albüm oldu sanırım. Bugüne kadar yazmama sebebim zaten hangi şarkıyu bu seriye dahil edeceğime bir türlü karar verememiş olmamdı. En sonunda dayanamadım albümü komple loop kafasına soktum. Ama tabii ki içinde özellikle üzerinde duracağım bir kaç şarkı var.


Öncelikle Good Day To Die şarkısını, gerek sözleri, gerek melodisi, gerekse içinde geçen Hoka-Hey lafı yüzünden ilk sıraya yerleştiriyorum.

Sonrasında Notes For A Prodigal, White Noise ve diğerleri.
İlk dinlediğimden beri diyorum, keşke aynı kıvamda bir kaç albüm daha olsa piyasada. Evire çevire dinlesem. Evde, iş yerinde, mp3 playerda sürekli dinliyorum ve hiç sıkılmıyorum.
Nefis gitar-davul-bass tonları ve aynı şekilde nefis riffleri üzerine Seal tadında bir vokal.
Melodiler genel olarak karanlık ama depresif değil. Vurucu ama agresif de değil. Kelimelerin yetersiz kalduğını düşünerek, sizleri albümden bir videoyla başbaşa bırakıyorum:
bunu yazarken hemen bir "good day to die" açtım iyiden iyiye gazı almak için.
Hoka-Hey!
Ayrıca, web-hosting firmasının adı "Silver Server" olan bir gruba hayran olunmaz da ne olunur?

13 Ocak 2010 Çarşamba

Who's Bad?


gittigidiyor sayfasından printscreen durumu.

Sayfayı gösteren: Sinan Ural

Fonda Çalan: Primus-DMV

11 Ocak 2010 Pazartesi

I Had A Dream, Joe Vol.2: Beslenme Çantası

Rüyada Sarı, bir dilim tost ekmeği üzerine bir dilim beyaz peynir koymuş bana beslenme hazırlıyor gün için. Okula gitmeye hazırlanıyor bir yandan. Ama beslenme çantası Sergen Yalçın şeklinde!!!

Bilinçaltıma ettiğim küfürler ele avuca gelir gibi değil. Ama direk piyasaya süresim var o beslenme çantalarından. Süperdi dizayn olarak.


David Bowie - Saviour Machine

10 Ocak 2010 Pazar

Dil Peltesi 1

Dün çok şahane iki sürçmeye tanık olduk:

1. Cenkins adamın birine "kredi kartalı ile mi ödeyeceksin?" gibi bir şey dedi.

2. Akşam İlke'ye Creepy hardcover kitaplarından bahsederken "hani Creepy serisi var ya hardcore olarak basılanlar" dedim. 

kah güldük kah eğlendik.

Nick Cave and the Bad Seeds - When I First Came To Town

9 Ocak 2010 Cumartesi

Netame

Bugün İlke anlattı. Geçtiğimiz günlerin birinde Sadi Güran ile aynı masada oturup içmişler. Sadi benimle ilk karşılaşmasında kendisini kalayladığımdan bahsetmiş ki olay da şu şekilde cereyan ediyor: 

Kendisi dükkana geliyor ve "Netame satılıyor mu?" tarzı bir soru soruyor.

Ben kendisini ilk etapta tanımıyorum ve lavuğun biri geldi kitaba bok atmaya çalışıyor zannedip: "Gayet güzel bir kitap. Niye satılamasın ki? Alla alla!!!" şeklinde arıza bir cevap veriyorum.

Demiyor ki "O kitabı yapanlardan biri benim". Bunu dese, oracıkta yerin dibine gireceğim zaten. 

Bunu da gidip en yakın arkadaşlarımdan birine anlatmış olması enteresan ve komik olmuş gerçi. 

Ki sonradan buzları erittik. Bana kitap hediye etti. Ben imzalattım vs. vs.

Ama işte Logan kafası böyle bir şey. Ulaş ne güzel demişti: Fevri Mutant diye. 


Tortoise - Seneca