16 Temmuz 2010 Cuma

Bu da bize kapak olsun 5: Appetite for Deadpool

Yine bir Deadpool kapağı. O kadar da hastası değilim ama kapak konusunda çok iyi herifler.

Deadpool Corps #4
Çizen: Rob Liefeld

Çalan - Welcome to the Jungle diyesim geldi ama çok alakasız bir şekilde:
Dennis Brown - Oh Girl

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Massive Attack ile Atomlara Ayrılmak

Hayatımda kaçırdığıma en çok üzüldüğüm 2 konserden biridir Açıkhava Tiyatrosu'ndaki ilk Massive Attack konseri. 2.sini kaçırdığıma da üzülmüştüm ama devamında arayı hızlı bir şekilde kapattım. 2003'teki Park Orman konseri sonrası çevremdekilere "Beni öldürüp buraya gömebilirsiniz artık. Göreceğimi gördüm ben" demişliğim vardır. (Ki benim sahne önündeki coşkun duruşumdan etkilenen büyük bir gazetemiz, tabak gibi resmimi 2. sayfasındaki güncel haberler kısmına taşımıştı).
Dün gece 3. kez izleme şansına sahip oldum adamları. Bu sefer Kuruçeşme Arena'daydı şölen. Açıkçası çok da ümitli değildim konser adına ve ev taşımış bir adamın züğürtlüğüyle de birleştirince noktaları, son dakikada verilen ani bir kararla koşa koşa gidilen bir konser aktivitesinin içinde buldum kendimi.
Gidiş yolu tam bir işkenceydi. Beşiktaş-Feriye arasını 35 dakikada katettim otobüsle (Beşiktaş-Ortaköy sahil yolu, sivil araç trafiğine kapatılmalı. Sadece toplu taşıma araçları çalışmalı o güzergahta) ve o noktada pes edip Kuruçeşme'ye kadar koşar adım gittim ve 2. şarkıdan itibaren kendimi rüyanın içinde buldum.
Bu adamlar her seferinde beni biraz daha şaşırtıyorlar. Bir sahne bu kadar güzel kullanılamaz ki bunu izlediğim konserler içerisinde, Roger Waters'dan sonra en iyi yapan grup Massive Attack'tir.

Yine dotmatrix bir arka fon, yine sürekli akan yazılar, istatistikler, dünün gazete başlıkları, magazin bültenleri, uçuş saatleri, vs.vs.vs.

Orkestra değişmemiş (sanırım). Gitarlar daha ön planda, daha agresif, daha hırçın. Ve tam da benim ihtiyacım olan şeydi dün itibariyle. Her daim samimiyet sorunları yaşayan bir insan olarak, artık samimiyetsizlikten gına gelmiş bir şekilde attım kendimi Kuruçeşme yollarına.
Ve Massive Attack, her zaman olduğu gibi, özverimin karşılığını bana fazlasıyla ödedi.
Hep diyorum, "haftaya yine gelseler, yine giderim". 3 konserin de sonunda bu cümleyi kurdum ve hep de kuracağım.
Bu adamların karizması da aklımı feci derecede kurcalıyor. Özellikle de Daddy G. ve 3D... "Cool" olmak neye benzer? sorusunun cevabı bu adamlar! Bunlar çocukken falan da sevimli mevimli değillerdir. Bir köşede durup sinirli sinirli etrafa bakıyorlardır. Ama işin asıl fantastik tarafı, bu kadar soğuk ve karizmatik duruşun içinde müthiş bir samimiyet gizli. Ve bu samimiyeti o kadar güzel yansıtıyorlar ki, konserin her saniyesinden zevk alıyor insan. Çünkü belli ki adamlar da çalarken ve söylerken müthiş keyif alıyorlar. Belki de yıllarıdır sürekli grubu dağıtmaya çalışıp bir türlü becerememelerinin sebebi de budur.
Sahnede dünyanın en samimi ve en karizmatik grubu çalarken, izleyici kitlesindeki kalite düşüklüğünün biraz can sıkıcı olduğunu söylemeden de duramayacağım. Etrafımda sürekli birbirinin fotoğrafını çekmeye çalışan, gerizekalı post-ergenler vardı. Ben nereye kaçarsam kaçayım, her yerdeydiler. Tüketerek yaşayan ve beslenen, dünyadan bir haber, facebook gençliği... Doğal şartlar altında haytta kalmak için herhangi bir yetisi olmayan, ama modern toplumun yozluğuna karışarak, hepimizden daha rahat, daha gamsız ve daha sağlıklı yaşayan bir "sürü"...
Daha fazla gerilmeden noktayı koyuyorum.



Çalan: Massive Attack - Rising Son

Massive Attack - Group Four

Massive Attack - Unfinished Sympathy

vs.vs.vs.